10.09.2016

Uşak Basını'ndan Bir Yıldız Kaydı

Uşak yerel basınının duayeni, ("Uşak Faal Gazeteciler Derneği Başkanı") renkli siması Taşkın Özler'in vefatını tatildeyken üzülerek öğrendim. Yarım asrı geçen fotoğrafçılık/basın emekçiliği; babadan oğula geçen geleneğin uzun bir sürecidir. Uşak'ın dünü/bugünü üzerine belgesel fotoğrafların yanı sıra, Uşak Haber gazetesinin 46 yıllık başarı grafiğinde ağabeyi merhum Coşkun Özler'le birlikte emeği geçti. İdealist "faal bir gazetecinin" konumlandırdığı olaylar/insanlar/Uşak'ın içsel ve dışsal sorunları üzerine yaptığı haber röportajları/yorumları belleğimizde yer etti. Diğer yandan ART Televizyonu'nda "Uşak'ta Neler Oluyor?" başlığında haber röportaj/eleştirilerini sempatik tavrıyla, yerel şivesiyle ekranda kendisini izletti. Haberin kaynağı sanki oydu. Yılmadan/yorulmadan haberin kaynağına hızlı adımlarla yürüyerek ya da Abdurrahman Yavuz'un aracıyla olay mahalline ulaşırdı.

Diyebilirim ki, mütevazı kişiliği, Anadolu insanının içtenliği, saflığı ile insan ilişkilerini her dem sıcak tutardı. Ve belki de sıhhatini düşünmeden "haberin bekçiliğini" yapardı. Her haber/yorum/eleştiri onu tatmin ederdi. Bir vazifenin gereğinin yapılması olarak görürdü. Gazetecilik hızlı bir yaşam değil midir? İşte o da  bu hızlı yaşamın, döngünün etrafında en iyiyi/en güzeli yakalamaya çalışırdı. Gazetecilik, diğer mesleklerden oldukça ayrı, özverili, özel yeteneği ve incelikleri olan farklı bir çalışma alanıdır. Bu farklılık gazete muhabirliği/yazarlığından gazete işletmeciliğine kadar ki süreçte Taşkın Özler'in işlevi unutulamaz.

Henüz bilgisayarın olmadığı, ofset baskıya geçilmediği dönemde tipo baskıyla basılan Uşak Haber Gazetesi'nde 1987/1997 yazılarımın yayımlandığı yıllarda Özler İş Merkezi'nde gazete idarehanesinin bodrum katında bir köşede daktilo tuşlarının çıkardığı seslerle haber yazardı. Basımevinde matbaa mürekkebi, kesif kurşun kokusunu içinize çekerdiniz. Matbaa mürekkebi kokusunu sevmeyen gazeteci, muhabir, yazar, grafiker/ressam "tahayyül" edebilir misiniz? Hayır. Çünkü o koku bizatihi yayımcının/matbaacının  olmazsa olmazıdır. Taşkın Özler de tasvir ettiklerimin hemen hepsi;   eksiği/noksanı/fazlası vardı. Çünkü onun idealist duygu ve düşünceler içinde bir dünyası vardı. Sait Faik'in o güzelim hikâyesi: "Medar-ı Maişet Motoru"nda olduğu gibi geçim derdini  ikinci plana atardı. O, muhabirliğin sorumluluğunu üzerinde taşıyan, mesleğini seven bir gazeteciydi.

Sohbeti severdi. Olaylar ve insanlar, objektifinde ilgi çekici bir hâle bürünür, pür dikkat onu dinlerdiniz. Bir zamanlar eski Kızılay binasının üst katında Uşak Spor Lokali'ni işletirken, Aşigo'larla Uşakspor hakkında doyumsuz sohbetler yaptığını dün gibi hatırlarım. Etrafında halka oluşturan taraftarlar onun sohbetinden çok hoşnut olurlardı. Yeni oyuncular konusunda ilk bilgiler ondan öğrenilirdi. Geçmişin hisli, sisli atmosferinde yaşanmışlıkların iz düşümleri  bellekten süzülüp gelen anıları nakletmek/yaşatmak ne güzel!.. Vakitsiz ölümünün verdiği hüzünle onu, anıların ışığında anmak/ yad etmek olacaktır.

Taşkın Özler, 1968 kuşağının idealist, Cumhuriyet değerlerini benimseyen bir kişiliğe sahipti. "Zaman kesin bağışlamaz!/ Bulur beni; ben ölürüm." dizelerinde şairin dediği gibi, hayatın/zamanın aldatıcı çekiciliğine kapılıp gidiyor insanoğlu... Her fani insan gibi, Taşkın Özler de bu dünyadan göçüp gitti. Onu tanımanın verdiği yakınlık beni, anıların ötesine alıp götürdü. O, Uşak Basını'nda iz bırakan, yol açıcı, "Taşranın Gri Aydınlığı"nın aydınlık bir yüzüydü. Ruhu şad olsun!...